Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

TGH'yı da kendilerine benzettiler!

Çarşamba, 12 Şubat 2014 18:01 Düzenleyici
Yazdır

Mustafa Akpolat 11 Şubat 2014, Hamburg

Herkes yalan söyler ama birileri yalan söylemeyi huy edinmişse, kronik hastalık halini almışsa, o insanlar için her yol mübah olabilir. Bir kurum adına yalan söyleyenler  tedavi görmesi  veya görevini bırakması , temsil edildiği iddia edilen toplum tarafından  sağlanmalıdır!  Kurumun başında bulunmaları  tehlikelidir!

 

Evet TGH'yı da kendilerine benzettiler.

Hamburg Türk Toplumu (TGH) 25 yıllık bir geçmişi olan, beğeniriz beğenmeyiz, komuoyunda bir prestiji, yeri olan ve özelliklede aldığı  sosyal projeler  nezdinde, taşeron firma işlevi yüklendikleri bir kurumdur. Aynı zamanda, projelerden yıllık bir kaç milyon Euro'luk para akışının gerçekleştiği bir şirket özelliğide mevcut. İş başındaki yönetim, gelinen aşamada 25 yıllık kurumu bundan dolayı iflasın eşiğine getirmekle kalmadılar, kendileri gibi itibarsızlaştırdılar.

 

TGH Başkanı Güçlü'lünün bir yıl önce düzenlediği, delegelerin ve Türkçe basının katıldığı toplantıda ''İflas'' kelimesini kullanmıştı... İflas ticari bir değimdir, yani kurum bir ticari şirket anlayışıyla işletildiğinde, paralar biterse, veya kardan zarar ederde giderleri karşılayamazsa iflas eder. Bu anlamda doğru. Ama TGH bir ticari kurum değil, sosyal faalyet yürüten veya o çokca lafı edilen ama alakası olmayan, ''Sivil Toplum Kuruluşu'' olduğu söylenir. TGH'ya sadece bu işlev yüklenmemiş, kimi grup ve kişilerin politik çıkar heveslerinin merkezi halinede geldi. Türkiye ağırlıklı politika bakış açısıyla, tek tek Yönetim kurulu üyelerinin beraber çalıştıkları partilere göre durumları : Nebahat Güçlü Türkiye eksenli faaliyetleri ve AKP ile yakınlığı nedeniyle, Başbakanlığa bağlı,  Yurtdışı Akraba ve Türkler Topluluğu başkanlığına bağlı, Danışma  kurulu Hamburg temsilcisi sıfatını taşımakta. Bir dönem her ay giderleri AKP belediyelerince karşılanan Türkiye'nin değişik şehirlerine gezilere katılmakta meşkülken, aynı zamanda Yeşiller üyesi. Erkan Erçin, CHP'nin resmileşmeyen ve halen meşru olmayan Hamburg derneğinin başkanı sıfatını taşır. CHP genel merkezine rağmen Hamburg'da kenisini dernek başkanı sayan bu zat, bulaştığ her alanda bölücü ve aşağlık yöntemleriyle tanınıyor...( En son Gezi eylemlerine destek yürüyüşlerinde kitleyi bölmesi ile biliniyor) Bunun yanı sıra Doğu Perinçek'in İP'i ve gençlik örgütü TGB ile ilişkileri CHP ile olan ilişkilerinden daha iyi düzeyde. Bir dönem Haak-bir başkanlığıda yapan Erçin daha kaç derneğin üyesi veya yönetimindedir bilimiyorum. Diğer bir Kahramanımız, Hamburg Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı sıfatını taşıyor ! Düşünce denilince insan bilimsel veya Atatürkün düşünceleri üzerine çalışmalar yapan bir kurumu aklına getirsede, bu dernekte İşçi Partisine yedeklenmiş ve ona endeksli faaliyet yürütmekte. Bu zat ise, Atatürcülükle alakası olmayan ayak oyunlarıyla derneklerde hakimiyet kurma derdinde... Murat Kaplan, İP'nin ve gençlik örgütünün Hamburg yetkililerinden olduğu zaten biliniyor. Sosyalist geçinen ''sosyal'' ırkçı bir vatandaş Diğer yönetim kurulu üyeleri ise TGH'nın belirlediği faalyetlere karınca kararınca imkanları doğrultusundan katılan arkadaşlardan oluşmakta. TGH yönetim kurulu üyelerinin hiç biri, TGH'nın amaçları ve programı ile yakından uzaktan alakası olmayan faaliyetler içindeyken, Hamburg'daki göçmenlerin hangi sorunları konusunda faaliyet yürütebilirler ki?

 

İntersport Hamburg delegesi ve Tgh yönetim kurulu üyesi Yüksel Kılıç, bir basın açıklaması yaparak YK'dan ayrıldığını ve Nebahat Güçlü'nünde istifasını istemişti. Yüksel basın açıklamasında, Nebahat Güçlü'nün, TGH 'yı basamak olarak kullanarak kendisine politik çıkar sağlama peşinde olduğunu yazmıştı.

 

1 yılı aşkındır bir kaç basın açıklamasının dışında bir tek etkinlikte bile görmediğimiz TGH yönetim kurulu, 1 yılda yaklaşık 45 defa toplantı yapmış. Bu her hafta gerçekleşen toplantılarda haftalık değerlendirme yapacak bir faaliyeti olmayan TGH YK, toplantılarında neler konuşuyorlardı da, hiç bir faaliyette yer alamadı acaba? Göreve geldikleri ikinci hafta yaptıkları ve basınında katıldığı toplantı ile, kurum adına yalan söylemeyi iş, bir marifet bilerek kamuoyu yanıltılmaya çalışıldı. Yalanlar deşifre edilincede saldırganlaşmalar gündeme geldi.

Şeffaflıktan dem vuran Nebahat Güç'lü, yönetim kurulu toplantı tutanaklarını isteyen herkesin okumasını sağlamayı düşünüyor mu acaba ?

Yaklaşık 3 yıldır devam eden tartışma, sürtüşme ve gelinen aşamada camurlaşan, kronikleşen yalanlar ile kurumu tamamen bitirme noktasına getirdiler. Üzerinden kavgaların yapıldığı, yolsuzluk söylemleri ile tozu duma katan Güç'lü ve ekibi, TGH'yı bu yılın sonunda iflasa sürükleyecek bir icraatın içinde olduğunu ve bunun sorumlusu olarakta eski yönetimi gösterme cabasında olduğunu biliyoruz. TGH'yı maddi olarak ayakta tutan ve üzerinden kavgaların bitmediği projeler 2014 yılının sonunda bittiğinde, kavga nedenleride kalmaycak. O zaman TGH'yı ilk terk edecek olanlarıda göreceğiz. Bu konuda uzun uzadıya yazmış ve konuşmuştum. Gerek bir yıldır görevde olan yönetimin iflah olmaz icraatlari ile ilgili, gereksede eski yönetimin kimi icraatlarıyla ilgili olarak yanlış bulduğum veya doğru bulduğum yanlarını yazdım.. Konu ile ilgilenen insanlar bu konudaki tutumumu ve yazılarımı biliyor.

 

 

 

TGH yönetim kurulu, en son gerçekleştirdikleri seçimsiz genel kurula, eleştirel haber yapılacağı düşüncesiyle bazı gazeteci arkadaşlara davet göndermemesi nedeniyle, Hamburg basın birliğinden kınama yazısı aldıktan sonra yaptıkları çalakalem ''manidar'' açıklaması ile de yalanlara başvurmaktadır. Bununlada kalmıyorlar yağız hırsız ev sahibini bastırırmış misali, üste çıkmaya çalışmasına şaşmadım. Bu tutumları inkar ve çarpıtmaya dayalı tutumlarına ikinci bir mail ile devam etmekteler. Tüm basına gönderdik dedikleri E-Mail'i komuoyuyla paylaşmalarını bekliyorum.!

 

TGH bünyesinde bulunmakla kimi imkanlara kavuştuklarını düşünen ve bu gidişe ya sessiz kalan yada taraf olan dernek, inisiyatif ve kurmlara; TGH sizin için bir imkan değil, siz TGH için bir imkansınız. Faaliyetlerinizi yürüteceğiniz mekanları faaliyetlerinizle bulmanız zor değil, hatta daha iyi koşulları kendi imkanlarınızla yaratabilirsiniz. Sadece biraz caba gerekiyor. Taraf olmak istemediğinzi bir sürtüşmenin ve çıkar çatışması içinden olmak zorunda değilsiniz.. DUR, YETER !! diye bilirsiniz ya da kendinize farklı imkanlar bulabilirsiniz bu zor değil, mümkündür.

 

TGD (Almanya Türk Toplumu) başkanı  Sayın Kenan Kolat'a soruyorum !

 

Diğer bir konu; Almanya Türk Toplumu TGD yönetimi ve Başkanı Kenan Kolat'ın şahsına sorduğum sorulara cevap verilmemişti....

Bir daha soruyorum.

Aile birleşiminden dolayı, Türkiye'den Almanya'ya gelecek olan eşlere zorunlu olan uyum kurslarının TGD'nin proje olarak katılması ve Kenan Kolat'ın bizat dernegin başkanı olarak bu projeden para alıyormu?  Alıyorsa veya aldıysa, para almasının etik ve ahlaki olmayan drumu ile ilgili bir açıklama yapmasını istemiştim ama sayın Kolat yazdıklarımı sildi ve cevap vermedi.

 

BİR DAHA SORUYORUM

Sayın Kenan Kolat, Göçmenlerin sorunlarına yönelik faaliyet yürütme misyonu olan TGD'nin başkanı olarak, Göçmenlerin sorunlarından maddi çıkar sağlamayı etik ve ahlakı buluyormusunuz?

Bu projede, siz ve diğer yöneticilerin görevi nedir?

Ne kadar maddi çıkar sağladıgınızı kamuoyuna açıklarmısınz?

Diye soruyorum!

 

2005 yılında yürürlüğe giren bu yasa ile,Aile birleşimi nedeniyle, Türkiye'den, Almanya'ya gelmek isteyen  eşlere, zorunlu görülen  ve zamında TGD,  hukuksal mücadele yürüteceğini söylediği uyulamaya karşı neden sessiz kaldı?

Buna karşı  hukuksal veya  başka türlü bir girişimi oldumu?

Olduysa bunlar nelerdir?

Karşı olduğu bir uygulamanın ve projenin uygulayıcısı olmayı nasıl açıklayacak?

TGD'ye verilen proje ile  3 milyon  Euro'luk bir ödenek aldıkları doğru mu?

Bu paralardan kimler Nemalandı?

TGD, göçmenlerin sorunlarından çıkarmı sağlıyor?

TGD'nin bu projede  işlevi nedir?

Kimler bu  projede görev aldı?

Diye soruyorum!

Evet, Cevap bekliyorum!

 

STK'larda Sosyal mafia mi türedi?

Aslında yukarıda değindiğim konularda çıkan soru;, Sivil Toplum Kuruluşu denilen kurumların bugünkü işlevlerini ne derece yerine getirdiği veya getirmediği, STK olma özelliğini koruyup koruyamadığıdır, STK'ları, hükümetlerden bağımsız, partiler üstü kurumlar olması nedeniyle, Sivil Toplum Kuruluşu denilmiştir. Hükümetlerden bağımsız ve partiler üstü olma özellikler aynı zamanda, maddi olarakta bağımsız olmaları anlamına gelir. Partiler üstü olması ise toplumun her kesimine, toplumsal, sosyal ve politik konularda, hükümetlere ve partilere rağmen faaliyet örgütlemek, toplumun istek ve talepleri doğrultusunda hükümetlere baskı unsuru olma özelliğine sahip olması ve mücadele etmesi anlamını taşır.

Bu konuda örnekler vererek yazıyı uzatmak istemiyorum.

Ancak, Almanya'da son yıllarda ''Projelere'' bağlı faaliyet yürüten kurumların bünyesinde bir ''sosyal mafia mi?'' türedi sorusu akla geliyor. Uyum kursları, meslek destek kursları, danışma ve farklı yaş gruplarına yönelik projeler karşılığı ''STK'' olarak görünen derneklere ve üst çatı kurumları, hükümetlere ve dolayısıylada partilere bağlı birer kurum haline getirildi. Bu kurumlarda belli kişiler, dernekleri, kariyer edinme ve yatay geçişlerle partilerde politika yaparak kendi bireysel siyasi çıkarları veya üyesi oldukları partiler için dernekleri kullandılar ve halende kullanıyorlar.

Bireysel veya politik çıkarları ortak olan kimi gruplar veya kişler STK'ları rand elde etme, politik nüfus elde etme merkezleri haline getirdiler. Kuruluş amaçlarına yönelik faliyet yürütmeyi unutan bu yapılar, kişi veya grup çıkarları, kurumların farklı imkan ve olanaklarının paylaşımında da maalesef çirkinlikler yaşanmaktadır. Yani, Göçmenlerin yaşadığı sorunlardan nemalanan bir elit  çete oluştu!

 

Devletin değişik kurumları ve bakanlıklarınca programlarına alınan uyum, dil, meslek ve benzeri kursları elbetteki olmalı ve bunlar daha da genişletilmelidir. Ancak bunlar kendilerine sivil toplum kuruluşu denilen dernekler aracılığı ile yapılması, hem STK' lara zarar vermekte hemde kalitesi bakımında denetlenmesi ve uygulanmasında bir çok sorun yaşandığını hepimiz bilmekteyiz. Söz konusu kurslar ve projeler, STK'lara değil, bu konuda yeterli altyapısı ve imkanı olan eğitim merkezleri, enstitüler veya okullarca yürütülmelidir.

Bir çok alandaki taşeronluk, sosyal alanlarda da gerçekleştiren hükümetler, sorumluluktan kaçarak, bu kursları projeler türünden değişik kurumlara havale ederek bu alanları denetimsiz, kalitesiz birer rand merkezi haline getirildi. Bu alanda çalışan öğretmenler veya eğitmenler, STK'larından ki yöneticilerin keyfiyetinden çıkarılarak, eğitim merkezlerde görev verilerek madur olmalarınında önüne geçilmesi mümkündür.

 

DEVAM EDECEK....