Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

TGH nereye gidiyor? Kimlerin çıkarlarının merkezi oluyor?

Perşembe, 26 Eylül 2013 23:01 Düzenleyici
Yazdır

Mustafa Akpolat

Aslında bu konuda yazmak bana artık kabak tadı vermeye başladı... yılan hikayesine döndü ama yazmadan da olmuyor.... Yazdıranlar sağolsun.

Almanya'da  değişik amaç ve programlarla  kurulan ve faaliyet yürüten  Türkiye kökenli göçmenlerin oluşturdukları  dernekler, inisiyatifler ve birlikler bulunmaktadır.  Tam sayısını bilmemekle birlikte,  Hamburg'da yaklaşık 100 'e yakın dernek olduğu biliniyor. Değişik eksenli,  Politik, sosyal, spor, kültürel, yöresel  ve inanç kurumları mevcut. Hatta, Türkiye'de ki bazı partilerin resmi olarak kurulan dernekleride mevcut.

Her oluşum ve birlik, bir ihtiyactan doğar ve ihtiyaca cevap vermek için faaliyetlerde bulunur. İhtiyaç olmaktan çıktığında da varlığı işlevsizleşir, zamanla kişilerin, grupların çıkar merkezli kavgalarının arenesına dönüşür.

Türkiye'li göçmenlerin  50 yılı aşkın bir süredir yaşadıkları Almanya'da, sosyal, ekonomik, politik  ve toplumsal sorunlarının yanı sıra, göçmen olmaktan kaynaklı sorunları halen güncel sorunlar arasından yerini korumaktadır. Gerek Alman  hükümetlerinden, gereksede Türkiye hükümetlerinden dolayı yaşanan sorunların çözümü her defasında, bir seçimden diğerine ertelenmiş ve politikaya malzeme edilmiştir. Diğer taraftan göç ve sorunları, kendi yatağından akmaya devam ediyor .

Bura merkezli sorunlara karşı mücadele iddasındaki kimi dernekler,  kendilerine gerekçe olarak  gösterdikleri sorunların çözülmesi durumunda da, varlık nedenleri tehlikeye girecektir. Bundan dolay, var olan sorunlardan beslenen ve varlıklarını sürdüren yapılar,  çoğu zaman   sorunlara   ve çözüm yollarına kafa  yorma gereği  bile duymamışlardır.

Diğer taraftan  bazı dernekler, yaşadığımız ülkedeki politik arenada, kurumlarını veya oluşumlarını, değişik partilerle pazarlık malzemesi yapmıştır.  Her seçim  öncesi bir çok dernek parti temsilcilerinin katıldıkları toplantılar düzenleyerek ve mümkün olduğu kadar toplantılara  fazla katılım göstermeye çalışarak derneklerinin oy potansiyelini, ya bireysel çıkarları için yada kurumsal çıkarlar için devreye koymuşlardır. Bu son seçimlerde de,   aynı tablo tekrar yaşanmıştır. Partileri bilirsiniz,  seçim öncesi, seçim çalışmaları kapsamında  kapı kapı  gezerek  programlarını anlatmak ister ve oy almanın cabasına girerler.  Bu durumu iyi bilen kimi  şahsiyetler, yönetiminde oldukları veya başkanlık yaptıkları kurumları kendi bireysel politikalarına  çoğu dönem malzeme etmişlerdir.

Temsil edildiği iddasındaki  toplum,   bu dernekleri  ne kadar tanıyor veya faaliyetlerinden ne denli haberdar diye  bir soruya verilecek cevap  ise, toplumun çok küçük bir kesminin  değişik kanallarla duydukları veya gördükleri etkinlik, duyurları dışında,  bu kurumların ne iş yaptıklarını, kimin buralarda görev aldığını, amaçlarının ne olduğu ile pek ilgilenmediğini görürsünüz.

Düzenlenen tüm etkinliklerde hep aynı 40 kişiyi görmek mümkün. Bu 40 kişi, 40 derneğe de üyedir ve genelliklede toplantılarda kalabalık görünmeyi sağlar.  Yöre ve inanç  kurumlarını bunun dışında tutacak  olursak, bazı  göçmenlikten kaynaklı sorunlar temelinde faaliyet yürüten derneklerin işlevleri, projelere odaklanmış, bürokratik çarkın bir dişlisi haline  geldiğini görmek mümkün. Sivil Toplum Kuruluşu özelliğini kaybetmiş, resmi dairelerin  birer şubesi gibi çalışan, maaşlı  bir müdürü olan, kimi konularda  projeler yaparak  derneğe ve bu projelere çalışacak insanlara birer iş alanı olmanın ötesine geçmediğini ve Sivil  Toplum Kuruluşu olma  gibi bir özelliğinin kalmadığını görmek mümkün.  Bu yöntemi, Hükümetler veya devletler, STK'ları asli görevinden uzaklaştırmanın bir aracı yaptığınıda unutmamak gerek.

Federal ve yerel Hükümetler, kimi Avrupa Birliği fonları,   bazı sosyal konulara ve sorunlara  yönelik  faaliyetlerin yürütülmesi  için, süreli, dönemsel veya  yıllık bütçeleri vardır. Bu bütçelerin,  planlanan  zaman diliminde amacına uygun  harcanmaması durumunda, geri iadesi söz konusudur.  Buna uygun projeler üreten kurumlar, bu bütçelerden pay almak için artık proje üretme konusunda uzmanlaşmış olduklarını söylemek abartılı olmaz.  Tabi inandırcılığı kalmayan kurumlar bu bütçelerden faydalanmaları zorlaşmaktadır. Özelikle bu konuda uzmanlaşmış eleman çalıştırmak için  verdikleri  iş ilanlarında, işe alacakları insanlarda aranan özeliklere bakarsanız mesele daha iyi anlaşılacaktır. Yanı bu konuda uzmanlaşanlar hangi kurumdan, nasıl bir proje ile ödenek alırızın derdine düşmekten,  derneği gerçek amacının dışına çıkarmaktalar.

Bazı kurumların, derneklerin internet sayfalarına baktığınızda özelliklede projeler başlığı altında sıralanan projelerden de anlaşılacağı gibi, dernek değil sanki proje üretme  merkezleri olmuşlar.

STK'ların  özelkleri nelerdir,   varolan  ve  STK olduklarını idda eden, proje üretim merkezlerine dönüşen  kurumları nasıl değerlendirmek gerek ? Bu konu ayrı bir yazıda ele almak gerek.

Söz konusu olan, TGH, bir topluluğu temsil etme iddasındaki bir kurumsa, değişik kurumlardan, projeler karşılığı  maddi destek alıyorsa, temsil ettiğini idda ettiği topluluğun var olan sorunlarına karşı mücadele etme gerekçesi ile alıyor. Bu kurumun tüzüğünde, kuruluş amaç ve programında, Almanya'da yaşayan Türkiye'lilerin, sorunlarına karşı mücadele edileceği yer almaktadır.  Bu sorunlardan dolayı maddi gelir elde edeceği  yazmıyor.  Dernekler,  projelere odaklı bir faaliyet içinde olunca, projelerden pay almaya veya projeler üzerinden hesaplar yapmaya yönelmektedir.

TGH'da, kişiler ve gruplar arasında devam eden  ve  olup biten olayların  bir kısmının temelinde projelerdeki maddi imkanlar yatmaktadır.

Diğer bir yanı ise, siyasi beklenti ve çıkarlardır.  TGH'nın şu an iş başındaki yönetimin oluşumunda, üzerinde sözde anlaşmaya varılan en önemli ortaklıkları, TGH bünyesindeki projelerin dernekler arasından paylaşılması vaadi de var.  Ama bunun hukuksal olarak mümkün olmadığını  bilmeyen kimi dernek delegeleri,  şu an var olan yönetimi desteklemişlerdir. Gelinen noktada,  TGH kendisi proje almakta zorlanırken, derneklere  projelerden pay vermesi veya projeleri  derneklere vermesi  ise sadece bir avutmadan öteye geçmedi.

Kurumun imkan ve olanaklarını, kuruluş amaçlarına yönelik değilde, kişisel hırs, politik veya değişik çıkarların merkezi haline gelmesine göz yumulmaması gerekirken, grupların, kişilerin, siyasi partilerin çıkar merkezine dönüştürüldü.

TGH, 3-5 kariyer duşkününün hırslarına teslim edilmemeli.

Buna olanak verenler veya bilmeden destek olanlarda  bu sorumluluğun altındadırlar. Bu tabloya hangi gerekçe ve nedenle destek olunuyorsa, göz yumuyorsa suç ortağıdırlar.

Şimdi gelelim TGH'da  3 yıldır  durmayan  ve durulmayan tartışmaların gerçek sebeplerine  ve TGH'nin işlevsizleşmesinde payı olan aktörlere.

2011 yılında aralık ayında ertelenen genel kurul sonrası, tüzük değişikliği için yapılan  genel kurulda iptal edilince ikinci bir tüzük kongresi ile bu süreç sancılı bir şekilde aşıldı.  Eski yönetim kurulu,  derneği kongreye hazırlamak için bir yılı geride biraktıktan sonra, 2012 yılının Aralık ayında genel kurul gerçekleştirildi. Bu genel kurulda iş başına gelen yönetim uzun süreli kulislerden, hesap, kitaplardan sonra,  kendi aralarından yönetimi zaten genel kurul öncesi kararlaştırmışlardı.

Derneklere ve kişilere verilen vaadler ile bir araya gelenlerin aslından tek ortak noktaları, TGH'nın olanak ve imkanlarından kendilerince faydalanmaktı. TGH'nın programında ne yazıldığının bir önemi yoktu. Hangi amaç için kurulduğunu kimse düşünmüyordu, konuşmuyordu bile.  Gerek Tüzük tartışmaları, gereksede genel kuruldaki tartışma ve ayak oyunları, daha fazla delege ile kendi  gruplarının  daha  fazla söz sahibi olması veya projelerden elde edilen paraların  nerelere nasıl harcandiği üzerineydi.

Son 1 yıl içinde kaç tane faaliyet örgütlendi  denildiğinde, kendilerinin bile  bihaber oldukları bir iki etkinliği kendilerine mal ederek açıklık getireceklerdir. (Haklarını yemeyelim.  ''Tüm göçmen kuruluşları'''nın katılarak yaptıkları tek etkinlik Naziler tarafından katledilen Süleyman Taşköprülü'nün ölüm yıl dönümünden gülerek objektiflere  poz veren 17, ha bilemedin 20 kişilik bir fotograf basına yansıdı.

Nazilere ve ırkcılığa karşı düzenlenen bir çok yürüyüş ve eylemde   TGH yer almadı. Ayrıca TGH salonlarından  Bir kaç  bilgilendirme  toplantıları düzenlediler ve gündemdeki konular ile ligili bir kaçtanede  basın açıklamaları yapıldı ) TGH salonları değişik kurumlara kiraya verilerek faaliyet yürütüldüğü imajını vermeye çalıştılar. Fenerbahçe Taraftarlar  derneğini TGH'da yer vermeleri  tek isabetli  karar olmuştu. Maçlar buradan izleye biliniyor....!

Billstedt'teki dernek salonu, kendilerine yakın bulmadıkları derneklere kullanımı yasaklandı  veya trajikomik kurallara bağlandı. Ama başka kurumların kullanımına sunuldu. Ve yeni yönetim (aslından pek yeni değillerdi çünk 3 kişi eski yönetimde zaten yer almışlardı, bir beyde başkan yardımcılığını yapmıştı) iş başına gelir gelmez 2 hafta sonra  delege ve Türkçe yayın yapan basının davet edildiği bir bilgilendirme toplantısı yaparak (bir bağımsız mali müşavir de davet edilmişti) TGH'nın  iflasla karşı karşıya getirlidiğini, vahim bir durum da olduğunu ve bir skandalla karşı karşıya olduklarını açıkladılar. Başkan Nebahat Güçlü, Skandal diye başladığı açıklamlarında paraların nereye harcandığının belli olmadığını ve 3 aydır çalışanların aylıkları ve sosyal kasalara ödenen  paraların verilmediğini açıkladı. (ilginçtir, çalışanların haklarını savunduğunu idda eden Güçlü ve ekibi, TGH  bünyesindeki projelerde çalışan insanlara çıkışı önceden  planlamış ve uygulamaya koymuştular bile) TGH'nın banka hesaplarından 100 bin Euro borcu bulunduğunu açıkladı.  Bu toplantının yapıldığı günlerde proje karşılığı resmi dairelerden  gelmesi gereken ancak geciken, ödemelerin  bir kısmı  TGH'nın banka hesaplarına  gelmişti bile. Yani iyi olmayan bir durum ama aşılması mümkün olan ve  bir geçikmeden kaynaklı sorun yaşanmıştı. Bir İflas söz konusu değildi  veya kimsenin parayı çaldığı, aldığı yoktu. Harcamalar kimilerine göre yanlış yapılmış görülebilir bu çok doğal, ama Nebahat Güçlü öyle bir taplo çizdi ki, felakete oynadı....

Bu konu, toplantıya davet edilmeyen alman basınına yansıyınca yalanlara baş vurarak, basının davet edilmediğini, TGH'nın iflasla karşı karşıya olduğunu söylemediğini v.b yalanların yanı sıra, toplantıya yazılı olarak davet ettiği  basınıda kendi üyeleri olduğu yalanı ile biz basın mensuplarını yalanlarına malzeme etmek istedi.

Bununlada kalmayıp, hızını alamayan  Nebahat Güçlü, NDR de çalışan arkadaşı, çalıştığı kuruma şikayet ederek, söylediklerinin hepsini yalanladı. Ve doğru olmayan haber yapmakla itham etti. Güçlü'nün duracağı yoktu basına yönelik tutumunu daha da ileri vardırarak.  üyesi olmadığım basın birliğine bir mektup yazarak, beni kınamalarını ve bana TGH ya giriş yasağı getirdiklerini yazmışlar.

Bana uygulanmak istenen bu tavıra neden olan, benim Nebahat Güçlü'nün yüzüne  yalan söylediğini ifade etmem ve basından özür dilemesini istemem oldu. Aynı zamanda TGH başkanı sıfatıyla bu yalanlara başvurması, TGH'nın kamuoyundaki prestijini zedelediği ve buna hakkı olmadığını, istifa etmeyi düşünüp düşünmediğini sormamdı. Bana getirilen  yasağın  arkasında duramayan, TGH yönetiminden bir çok kişi ile konuşmalarımda, bu kararla  ilgili  bilgilerinin olmadığını yarım ağızla ifade ettiler. Ya bana, yada kendilerine  karşı dürüst değillerdi, oda onların sorunuydu.

Aldıkları bu kararın ne arkasından durabildiler neden  kararı  yazılı olarak bana gönderebildiler

Sorunu uzatarak kafanızı şişirmek istemiyorum.

Ben, nasılkı 3 yıl önce, eski yönetimin yanlış bulduğum yanlarını  yazmışsam, (o gün yazdıklarıma övgüler dizenler şimdi yazdıklarıma  yönelik saldırganlaşma hakları olmadığını düşünüyorum)  bu yönetiminde yalanlarını yüzlerine söyleyerek ve yazarak işimi yaptım. Ve ben işimi  çok  seviyorum....

15 Eylül'de, 9 ay önce sözü edilen iflas, skandal, paralar, hesap, kitap toz dumanına açıklık getireceklerini, açıklayacakları  toplantıya basında davet edilmişti yine. Ve bende tabi ki iştirak ettim. 3,5 saat süren toplantıda ağzımı açıp tek kelime etmedim, sadece dinledım, notlarımı ve ses kayıtlarımı tuttum, bir kaç tanede fotoğraf çektim. Hatta salona girdiğimde Yönetim Kurulu toplu halde  kablolarla uğraşırlarken kolay gelsin dedim ve basın için ayrılan  küçük bir masaya oturdum. Bir ara gazeteci arkadaş Adil, soru sormak istedi,  basının sorularına toplantının sonunda cevap vereceklerini söylediler. Ve bekledik 3,5 saat, bir incir çekirdeğini doldurmayacak laf kalabalığını.

Toplantı sonrası Y.K üyesi  Erkan Erçin, basının sorularını geçiştirmek için, Adil arkadaşın basın ile toplantı olmayacakmı sorusuna cevabı, ''biz o maddeyi geçtik'' oldu. Halbu ki yazılı gündem maddeleri içinde öyle bir madde yoktu. Neyse, itirazlar sonrası dağılan Y.K üyelerin bazıları,  ben dahil basından   3 kişinin olduğu  ortamda, Nebahat Güçlü'nün ben daha ağzımı açmadan söylediğ ,''Mustafa sen soru soramazsın, cevap vermeyeceğim sana, sen buraya girdiğine dua et'' oldu. Şimdi ne desem ki ben bu insana?  Sen kimsin ki bana öyle bir yasak getirecek, soru sorup sormayacağıma ben karar veririm,  sende istersen cevap vermezsin.'' dedim.   Soru sorma gereğide duymadım  ve oradan ayrıldım. Soru sormama  gerek yoktu çünkü hepsi berbat  bir kurgudan ibaretti.

3,5 saat süren toplantıda, 9 ay önce idda ettiklerinden eser yoktu. Sanki 9 ay önce, iflas, felaket, skandal duyurusu yapan Nebahat Güçlü değildi. 100 bin Euro'luk bankadakı hesapların açığından bile söz edilmedi. Sanki 500-600 bin Euro tutarında ki paranın akibetinden bilgileri  olmadığını söyleyen  denetleme kurulu üyesi, Mesut Sipahi değildi

Toplantıda, yaklaşık 3 bin Euro miktarındaki bir paranın harçamalarının kayıtlara yeterince açık ve ayrıntılı  şekilde işlenmediği söylendi.  (Liste, toplantı salonunda dia ile yansıtıldı.) Bağimsiz  mali müşavirinde  anlattıklarının toplamında,kurallar, kayideler,  kayıtlar, tutanaklar  düzenli tutulmadığı ama her hangi bir paranın eksikliğinden söz edemeyeceğini söyledi. Ayrıca Yönetim kurulu, eski yönetimin kimi harcamları  gereksiz bulduğunu belirterek eleştirdi. Ve TGH Billstedt binasına derneğin kasasından yaklaşık 130 bin Euro aktarılmasına neden oldukları yönünde eleştirdiler.  Yani kayıp bir para yoktu.

Bu noktada aklıma gelen bir soru var. Hesapların  kontrol edilmesi ve düzenlenmesi için tutulan   Mali Müşavire ne kadar para ödendi veya ödenecek?  İdda edildiği gibi  kaybolan bir paranın olmadığı ortadayken, Mali Müsavire ödenecek paralar TGH kasasından mı, yoksa bu idda da bulunlar tarafından mı ödeneceğidir. Mali müşaviri kim buldu veya daha önce  nereden tanıyordu, neden söz konusu kişinin hesapları kontrol edilmesi istendi.  Bu kimin kararıydı (Mali, müşavire  verilen miktarın 15 bin Euro olduğu idda ediliyor, doğru mu bu? ) Uzun lafın kısası, dağ fare bile doğuramadı  belki bir çekirge doğurdu diyebiliriz.

PEKİ BUNCA TİYATRO NEDENDİ?

26 yıllık TGH'yı 3 yıldır işlevsizleştirerek, asli görevlerinden uzaklaştıran,  bir tartışmanın içine çeken  şu an iş başındaki yönetim kurulunun amacını bilemem ama benim gözlemlerimi sizlere özetlemeye çalışacağım.

Yönetim kurulunu oluşturan kimi üyeler değişik partilerin yöneticisi konumundadırlar. TGH'yı kendilerine bir sıçrama tahtası olarak kullanarak, kişisel kariyer ve politik hesaplarının olduğunu görmek mümkün.  Diğer taraftan TGH'nın projelerden kaynaklı  girdilerini,  delegesi  oldukları derneklere aktara bileceklerinin hesapları yapılıyor olabilir, ki bu hukuksal olarak mümkün değil.  Veya projeleri derneklere aktarabilecekleri  hayalinde olabilirler. Kimi  yönetim kurulu üyeside, kendi mesleklerindeki başarısızlıklarını TGH ile gidermeye çalışıyor olabilirler.

Veya başka bilmediğimiz gerekçeleri vardır.TGH'nın imkanlarından, temsil ettikleri parti, derneklerinde yararlanmasını hesaplamış olabilirler.  Yani o kadar  çok şey söylenebilinir ki, söylenemeyecek tek şey;  Bu insanların TGH'nın kuruluş amaçları doğrultusunda faaliyet yürütmedikleri ve öyle bir dertlerininde olmadığıdır.

Şimdi objektifi  birazda meselenın aktörlerine çevirelim

Hamburg Türk Toplumu (TGH) 1987 yılında Ramazan Avcı’nın Naziler tarafından öldürülmesinden sonra farklı kurum ve kuruluşlar biraraya gelerek kurulmuştu. Hamburg Türkiye Göçmenler Birliği olarak kurulurken, Irkcılığa karşı, göç ve uyum konusunda Hamburg’daki Türkiye'li göçmenlerin sorunlarına karşı  mücadele etme misyonu taşıyan TGH, bugün artık geldiği nokta itibariyle  konumu ve yeri tartışmalı hale gelmiştir.

TGH, SİYASETE GİDEN BIR SIÇRAMA TAHTASI MI?

Toplumsal ve  sosyal bir anlayışla hareket edilmediği sürece, paranın ve ticaretin olduğu yerde ne uyum, ne de göçmenlerin sorunlarına yönelik faaliyetler yürütülür. Göçmenlerin yaşadıkları sorunlar, acılar ve zorluklar, toplumsal yaşamdaki ırkçılık ve dışlanmalar görmezden gelinerek, siyasi kariyer yaratmak için böylesi kurumlar, art niyetli kişilerce bir yerlere ulaşmak için çoğu kez basamak olarak kullanılmıştır. Dernek bünyesindeki art niyetli olmayan üyelerin iyi niyetleri de, kaba bir deyimle suistimal edilmektedir. Konuya Almanya'nın çeşitli yerlerinden somut örnekler vermek mümkündür.

Daha önce sözkonusu kurumun başkanlığını yapan Prof. Dr. Hakkı Keskin’in buradaki ilşkilerini kullanarak siyasete atıldığı bilinmektedir.

TGH esas olarak, 2005 yılında göçmenler kanunun yürürlüğe girmesi ve Almanca kurslarının devlet tarafından teşvik edilmesiyle birlikte kuruluş amacından sapmaya başladı. Bugüne kadar partiler üstü ve siyasal anlamda bağımsız ilkeyle çalışan TGH’nın yeni yönetimle birlikte bugün ideolojik anlamda geldiği nokta da gözden kaçmamaktadır.

TGH’nın Yönetim Kurulu'nu oluşturan bazı isimlere kısaca bakıldığında durum anlaşılacaktır. Erkan Erçin (CHP Hamburg Başkanı, Haakkop delegesi, ADD üyesi daha kaç derneğin üyesi veya yönetiminde olduğunu takip edemedim. ) Murat Kaplan (TGB Hamburg Başkanı, IP taraftarı, ADD üyesi, sendika üyesi olmamasına rağmen şaibeli şekilde, TGH ya delege olarak geldi.) Coşkun Coştur, (Hamburg Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı (HADD) TGB ve Aydınık taraftarı.   .... daha kaç derneğe üye bilmiyorunm  )Nebahat Güçlü (TGH başkanı, Bilindiği gibi Nebahat Güçlü, Yeşiller Partisi’nden milletvekili olduktan sonra ‘hastalığını’ gerekçe göstererek görevinden istifa etmişti. CDU-Yeşiller Partisi koalisyonu döneminde partisinin Milli Görüş ve İslam Şurası ile ilişkileri kurma görevini üstlenen Güçlü’nün bir dönem de Hamburg’da kurulan AKP'nin yurt dışı örgütlenmesi olarak bilinen Avrupa Türk Demokratlar Biriği’nin (UETD) yönetim kurulu üyeliği görevini üstlenmişti. Hatta internet sitesinde bile o dönem resmi bulunmaktaydı. AKP Belediyeleri ile Türkiye’ye belirli ekip tarafından gezilere katılan Güçlü, daha sonra AKP’ye doğrudan bağlı Yurttdışı ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’nın yurtdışından seçilen danışma kurulu üyeliğine Hamburg İslam Toplumu Başkan Yardımcısı Ahmet Yazıcı ile seçilmiş ancak TGH Başkanı olduktan sonra kamuoyuna yansıyan tepkiler sonrası görevinden istifa ettiğini facebook sayfasındaki hesabında kamuoyuna duyurmuştu.  Oysa sözkonsu bakanlık sitesinde hala ismi bulunmaktadır. TGH delegeliği ise HH Fenerbahçe deneği üyeliğinden geliyor)

Meselenin aktörlerinin bazıları bu isimler. diğer isimlere yeri geldiğinde  değineceğim.  Daha kaç kuruma, derneğe üye olduklarını veya yönetimde yer aldıklarını bilmiyorum. Şimi bu taploya baktığımızda, bu insanların  TGH'nın kuruluş amaçlarıyla bir ilgisi olmadığını görmek mümkün. Her bir aktör en az üç veya dört derneğe ya üye, ya yönetim kurulunda, veya başkan. Herşeyi bir tarafa bırakacak olursak bunca dernek faaliyetlerini çalışan insanlar olarak nasıl yürütebilir ve gerçekten ne derece verimli bir çalışma olabilir.  Dernek kolleksiyonu sahip olan bu aktörlerin amacının ne olduğunu inanın bende bilmiyorum.

Daha önce şeffaf olmadığı ileri sürülerek hesapları tam olarak açıklanamadığı için eleştirilen eski TGH, yeni yönetimin göreve gelmesiyle, bir  Mali müşavir  tarafindan hesapların denetlemesi için görevlendirildiğine değindim. Nebahat Güçlü ekibi göreve geldikten sonra TGH eski İdare Müdürü Meryem Çevikkol ve TGH’da görevli Sevgi Doğan’a çalışma sürelerinin kısaltılması önerilmiş, ancak daha sonra ikisi de TGH’daki görevlerinden ayrılmışlardı. Tuhaf olan daha önce birçok suçlamaya maruz kalan  proje uzmanıyla sessizce yola devam kararı alınmıştı. Şu anda TGH’ya karşı iki ayrı davanın Hamburg İş Mahkemesi’nde devam ettiği de gelen bilgiler arasında.

Peki nasıl oluyor da TGH, Türkiye endeksi parti ve grupların merkezi haline geldi.CHP, İP, AKP ve Atatürkçü geçinenler nasıl oluyorda bir ipte oynayabiliyorlar.

Ortak çıkarlarınız nedir  TGH'da sizi bir araya getiren  nedir?

Kuruluş amaçlarına göre zaten faaliyleri olan oluşumlar, TGH ile ne  yapmak istemektedirler? Irkçılık ve dışlanmalara karşı ilgi ve tepki yok denecek kadar az gösterilirken, bu alanda hiçbir sosyal etkinlik yapılmazken, çocuklarımızın okullarda yaşadığı eğitim mağduriyetlerine herhangi bir ses çıkartılmazken, meslek eğitim yeri bulmada sorun yaşarlarken, göçmen kökenlilere bir perspektif sunulmazken, ne hikmetse Türkiye’deki partilerin merkezi haline gelirildi. Tüzüğüne ve programına rağmen, kuruluş amacının tersi bir yaklaşımla, TGH kendi amacından saparak nasıl oluyor da CHP, İşçi Partisi ve AKP eksenli hareket edebiliyor? TGH kuruluduğu ilk günden beri göçmenlerin sorunlarına çözüm üretmek için, partiler üstü kurulan göçmen bir örgüttü. Neden bir taraftan CHP’nin, diğer taraftan İşçi Partisi ve TGB’nin ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin toplantıları TGH çatısı altında yapılmaktadir. Diğer derneklerden alınan kira ücreti acaba adı geçen derneklerden de alınmakta mıdır? Yoksa “yandaş derneklere” özel kıyak mı yapılmaktadır? Önceki dönemde üyelik başvurusu olan bazı derneklere hala neden "üvey evlat muamelesi" yapılarak çifte standartlı bir yaklaşım sergilenmektedir ?

TGH KURULUŞ AMACINDAN UZAKLAŞARAK NEREYE GİDİYOR ?

TGH kime hizmet ediyor? İdeolojik çizgisi mi var, varsa  nedir? Nereye gidiyor ? CHP Hamburg teşkilatının, UETD'nin ve TGB’nin TGH’dan ne gibi bir beklentisi var?   Kamuoyundan saklananlar açıklanmalıdır. Türkiye merkezli bir çizgide etkinlikleriyle dikkat çeken bu çevrelerin göçmenlerin sorunlarına yönelik yaptıkları somut neler vardır? Bilindiği gibi Hamburg’da sadece belli bir görüşü paylaşan insanlar, göçmenler yaşamıyor. Eski yönetimi sadece proje üretiyor diye ‘karalayarak’, ‘mali hırsızlık yapmakla’ suçlayan TGH’nın, geçtiğimiz günlerde Avrupa Fonu’ndan kadınlara yönelik aldığı 100 Euro'luk  yeni projesi nedir? Kabul edilen gerçek maddi destek ne kadardır? Ve bu projede kimler görev alacak ve yönetecektir. Türkiye kökenli vekiller ve siyasiler konuyu şeffaf olarak tartışarak kamuoyunu bilgilendirmelidirler. TGH gibi köklü bir kuruluşun sorumlulukları olduğu unutulmamalıdır. TGH, kamuoyunda “çatı derneği” görüntüsü vermekten ve tek yanlı partizan yaklaşımdan kurtularak kapısını özellikle de göçmenlerin temel sorunlarına çözüm bulacak konulara açmalıdır. Kurumlar kimsenin özel mülkiyeti değildir. TGH, ne birilerinin kendi siyasal egolarını tatmin etme yeri, ne de siyasete giden sıçrama tahtası olarak kullanılacak kurumdur. TGH, belli bir ideolojiye hizmet etmek için görülmeden, tüm göçmen dernek ve yapılarına kuçak açmalıdır

.......................................................................................................................................................

TGD göçmenlerin sorunlarından maddi çıkar sağlamış olmuyor mu?

Bu konuya değinmeden önce küçük bir  ayrıntıya değinmenin doğru olacağına inanıyorum... AKP odaklı ve TGD ye yönelik saldırıların amaçını biliyorum ve bu  yazımı ve sorularımı onun dışından değerlendirilmesini rıca ediyorum...Almanya'ya, Türkiye'den Aile birleşimi kapsamından gelecek olan insanların, vizeye başvurabilmesi için öngörülen  dil ve uyum kursları zorunluluğu, aile birleşimini zorlaştıran engellerden biridir.  Pratikte  buradaki yaşama  veya uyuma hiç katkısı olmayacak ve kaldırılması gereken bu uygulamaya karşı STK  veya  idda edildiği gibi Almanya Türk Toplumu  dernegi karşı mücadele etmesi gerekirken, bu sorundan beslenmektedir.  Aile birleşimi nedeniyle Almanya'ya gelecek olan eşlerin,  dil ve uyum kurslarına Almanya'ya  geldikten sonra  katılmalarını ve bu kursların  ücretsiz olmasını savunmak veya bu uygulamaya karşı olmak yerine, projelerde  görev alarak  sorunun kaynağından beslenen kurumlar bu soruna karşı ne derecede mücadele  eder?  Diğer taraftan TGD yönetimi bu projelerde yer alıyormu ve bunun karşılığında  ücret alıyorlarmı, alıyorlarsa bu mıktar ne kadardır?  Kurum içindeki asli görevleri, bu projelerde yer alma önünde engel değilmi? Projelerde yer alıyorlarsa bu ne kadar etiktir? Bu projlere toplamda  TGD ye gelecek olursak, TGD başkanı Kenan Kolat her ay veya gerekli gördüklerinde,  adına uyum kursu dedikleri kurslar ile ilgili projelerden sorumlu olarak  Türkiye seferleri düzenlemekte. Gerekçesi  var biliyorum. Türkiye'de  Aile  birleşimi  nedeniyle zorunlu tutulan Almanca kursları projesinden sorumlu olarak gidiyor.  Öncelikle bu uygulamanın insanık dışı bir uygulama olduğuna itiraz etmeleri gerekirken,  projeye destek vererek,  sorunun devam etmesinin bir parçası haline gelmek  TGD başkanlığılı ile kurumsal olarak  çelişmiyor mu? Bu proje kapsamından TGD ne kadar maddi destek alıyor ve kimler bundan faydalanıyor

Ehegattennachzug

''Sprachkenntnisse sind eine elementare Voraussetzung für eine erfolgreiche Integration. (Hep aynı teraneli gerekçe)Ausländer, die zu ihrem Ehepartner nach Deutschland ziehen möchten, müssen deshalb grundsätzlich vor der Einreise einfache Deutschkenntnisse nachweisen. Damit will die Bundesrepublik Deutschland sicherstellen, dass diese Menschen von Anfang an am gesellschaftlichen Leben teilnehmen können. Der Sprachnachweis gilt nicht, wenn einer der Ehepartner Staatsangehöriger eines Mitgliedstaates der EU oder der EWR-Staaten Norwegen, Island, Liechtenstein oder der Schweiz ist. Im Falle des Nachzugs zu einem deutschen Ehegatten ist vom Sprachnachweis abzusehen, wenn der Deutsche zuvor von seinem europäischen Freizügigkeitsrecht Gebrauch gemacht hat oder wenn Bemühungen des ausländischen Ehegatten um den Erwerb einfacher Deutschkenntnisse im Ausland nicht möglich, nicht zumutbar oder innerhalb eines Jahres nicht erfolgreich sind.''

Şimdi bu ayrımcılığa ve insanlık dışı dayatmaya karşı bir tavır geliştirmek yerine, buna destek  olacak şekilde ve üstelik bundan çıkar sağlamaya dönük bir projenin  yöneticisi olacaksın ve bunu da işin olarak benimseyerek çalışacaksın. Bu ne kadar etik ve başkanı olduğunuz kurumun kendisiyle çelişmiyormu?  Göçmenlerin  var olan sorunlarına karşı mücadele amacıyla kurulan kurumun başkanı ve yöneticileri, Göçmenlere dayatılan bir sorundan çıkar sağlaması nasıl açıklanabilir?

Sevgiler...