Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

„Geçmiş mazi olmadı“

Pazar, 18 Aralık 2011 21:00 Düzenleyici
Yazdır

 

Emel Schröder

 

Yaşam dediğimiz şey tamamıyle kontrol altına alamadığımız ve çoğu zaman öngörülemeyen bir yolculuk. Yaşadıklarımız kimi zaman çok canımızı yakıyor ama bir süre sonra olanları unutup, onlarla vedalaşıp geçmişteki yerlerine uğurluyoruz. Peki ya unutamadıklarımız? Seneler sonra bile canımızı yakan yaşadıklarımız? Sebeplerini kabul edemediklerimiz?

Evet bu anlamda bazılarımız için maalesef geçmişe mazi denmiyor ve geçmiş hiçbir zaman mazi olmuyor. „Geçmiş mazi olmadı“ bunu gözlerimizin önüne öyle güzel seriyor ki... Bahsettiğim bir kitap ve bu kitap temel alınarak yapılan belgesel bir film.

Kitabın yazarı bir kadın “Sevim Ay Tümay”, iki çocuk annesi, 80´li yaşların başında. Küçük bir matematik hesabıyla onun Türkiye´de nelere tanıklık ettiğini tahmin etmek hiçte zor değil. Sevim Hanım 12 Eylül darbesi sonrasında kendisinin ve ailesinin yaşadıklarını doğmamış torununa mektuplar yazar gibi en yalın ve gerçek haliyle kaleme almış,acıtan ve sancıtan herşeyi anlatmış.

Mehmet Özgür Candan ise bu anı kitabını bir Belgesel´e dönüştürmüş. Bunu o kadar sade, o kadar iyi bir gözlemleme ve o kadar abartısız yapmış ki Film´de fazladan birşey bulmak imkansız. Bu arada filmin bu sene Altın Portakal´da “En Iyi Belgesel Film” ödülü aldığını belirtmeliyim.

Ben Film´i geçen hafta, ayın 13´ünde Katakomben Tiyatro´sunda, o salonu ağzına kadar dolduran 300 işiyle birlikte izledim. Bu hiç kolay olmadı benim için. Neden derseniz, salonun doluluğundan değil, aksine atmosfer çok güzeldi, genç yaşlı herkes ordaydı ama filmde anlatılanlar beni çok etkiledi ve duygulandırdı, ne sessiz hıçkırıklarımı tutabildim ne de gözyaşlarımı. Özellikle anne olanlar beni daha iyi anlayacaklardır sanırım. Çocuğumuzun bir yerine ufacık birşey olduğunda o acıyı nasıl içimizde hissederiz, o hasta olur biz daha çok hasta oluruz, o yemek yemezse bizim de boğazımızdan lokma geçmez, o birazcık üşüse biz donarız. Biz böyle hissederken o iki çocuk annnesi eli öpülesi kadın, iki kızının sorgusuzca, apar topar tutuklanmalarına, senelerce içerde tutuklu kalmalarına ve yaşadıkları sayısız işkenceye şahit olmuş, evlatlarını kaybetme korkusunu en acı şekilde hissetmiş yinede onlara umudu müjdelemek adına güçlü olmayı basarmış. İşte o kadın bunları sesi titreyerek anlatırken gözyaşlarıma hakim olabilmek mümkün değildi benim için ve yaşananları yüreğimde hissettim.

Sevim Hanımın büyük kızı Berin Uyar  gerek fimde, gerek filmden  sonra  kendisiyle yaptığımız söyleşide, yaşadıklarını   özellikle yapılan işkenceleri anlatırken biran çok geriye 1980 – 81 senesine gittim. 6-7 yaşlarındaydım o zaman. Birgün Radyo´da söyle bir cümle duymuştum, söyleyen bağırıyordu: “Türklerin karakterinde işkence yoktur“. İlk defa duymuştumişkencesözcüğünü, anneme „işkence ne demek“ diye sorduğumu hatırlıyorum. Açıklamak istememişti annem, dikkatimi baska bir yöne çekmeyi de başarmıştı. Berin Hanım o akşam tutukluyken yaşadıklarını anlattıkca o akşam o cümleden nefret ettim bir kere daha. Anlattıkları okuduğum ve duyduğum şeylerdi belki ama bunları birebir yaşayan birinin ağzından duymak çok daha kötü etkiliyor insanı.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum; Başta da yazdığım gibi Sevim Hanımın ve çocuklarının yaşadıkları hiçbir zaman mazi olmayacak, ama kitabı okuyan ve Film´i izleyen herkes geçmişle biraz daha yakından yüzleşecek, vicdan muhasebesi yapacak, demokrasinin değerini daha iyi anlayacak. Bu yaşanılanların bir daha yaşanmaması için bir şekilde caba gösterecektir

O gece filmi benimle birlikte izleyen arkadaşlarım ve kendi adıma Sevim Hanıma ve Berin Hanıma minnettarlığımı sunuyor ve önlerinde saygıyla eğiliyorum. Göreceğimiz her güzel gün sizin ve sizin gibilerin acılarına diyettir. Başta yönetmeni olmak üzere filmde emeği geçen herkese de teşekkürü borç bilirim.

Sevgilerimle,

 

Düsseldorf, 18.12.2011